Ekmeği Olmayandan Ahlâk Sorulmaz

Seppuku (1962), Bir Masaki Kobayashi Filmi

Ekmeği Olmayandan Ahlâk Sorulmaz

IŞIK, Zafer (2011) *

Hikaye Japon tarihinde "Edo" adı verilen dönemde geçiyor, meşhur Meiji Restorasyonu'ndan bir önceki dönemdir.

Öncelikle filmin nasıl bir zemin üzerine kurulduğunu anlamamız için bu dönemdeki önemli olayları bilmemiz gerekiyor. Yani hikayenin hangi sosyal şartlar neticesinde gerçekleştiğini algılamamız için kısaca döneme değineceğim.

1600 Yılında Japon tarihinin en büyük meydan savaşlarından biri olan Sekigahara Savaşı'nı, şogun naibi olan Gemeral Ieyasu'nun birlikleri destansı bir başarı ile kazanır. Ieyasu'nun galibiyeti kendisine şogunluğu da getirir ve ülkenin yöneticisi olur. Kendini Japonya'nın etkin yöneticisi olarak kabul ettiren Ieyasu, şogunluğunu 1603'de şimdiTokyo olarak bilinen Edo'da kurdu. Bu Japon tarihinin en önemli dönüm noktasıydı. Ieyasu, gelecek 1265 yıl için özellikle politik ve sosyal kanunlar olmak üzere halkın yaşantısının her yönüyle tasarlandığı bir kalıp yarattı.

Ieyasu'nun tesis ettiği sosyal ve politik yapının entegrasyonunu korumanın bir yolu olarak 1639'da Tokugava Şogunluğu, Japonya'nın kapılarını dış dünyaya fiili şekilde kapatarak, şiddetli bir adım attı. İlk Batılılar Japonya kıyılarına bir önceki yüzyılda Muromaçi döneminde ulaştılar. Ülkeye ateşli silahları tanıtan Portekizli tacirler 1543'te Japonya'nın güneybatısında küçük bir adaya yerleştiler. Sonraki birkaç yıl içinde bunları, Saint Francis Xaviar önderliğinde Cizvit misyonerleri ve İspanyol gruplar takip etti. Hollandalı ve İngiliz tacirler de Japon topraklarına yerleştiler.

Avrupalıların bu akınlarının Japonya üzerinde çok derin etkileri oldu. Bu misyonerler özellikle Japonya'nın güneyinde çok sayıda kişinin inanç değiştirmesine sebep oldular. Şogunluk Hrıstiyanlığın birlikte geldiği ateşli silahlar kadar patlayıcı bir potansiyel teşkil edebileceğini fark etti. Sonunda Hrıstiyanlık yasaklandı ve Togukava Şogunluğu, Nagasaki Limanı'ndaki küçük Dejima adası içinde yaşayan bir avuç Hollandalı tüccar, Nagasaki'de yaşayan Çinliler ve arasıra Kore Lee Hanedanlığı'ndan gelen resmi elçiler dışında yabancıların ülkeye girişini yasakladı. Yaklaşık 250 yıl boyunca Japonya'nın dış dünya ile tek bağlantısı bu insanlardı. 18. yüzyılın sonlarından itibaren açılma yönünde giderek artan baskılar 19. yüzyılın ortalarında meyvelerini verdi. Başta Amerika sonra Rusya, İngiltere ve Hollanda ülkeyi ziyaret etmeye başladılar. Bu Japonya'nın içe kapalı geçirdiği dönemin bittiğini haber veriyordu. Dört yıl sonra dostluk anlaşmasını ticaret anlaşmalarını izledi. Bu aşamada kervana Fransa da katıldı.

İkili anlaşmalar feodal dönemin de sonunu getirdi. Ülke önce kargaşaya sürüklendi. 10 yıl kadar süren kargaşanın ardından Tokugava Şogunluğu tarihe karışırken, 1868 tarihi itibariyle Meiji Restorasyonu dönemi başladı. Hakimiyet İmparatora geçti.

Ieyasu ile başlayan barış dönemi imparatorlukla birlikte geri dönülemez bir duruma geldi. Öyle ki artık samurayların kılıç taşımaları yasaklanmış ve kendilerini ispat edecekleri her türlü fırsatlar kapanmıştır.

Film barış dönemlerinin halk açısından pek ismi gibi cazip ve hoş olmadığını anlatmaktadır. Çünkü sosyal yapı askerler üzerine kurulmuş ve asırlarca devam eden bir sistemin beline balta vurulmuştur. Savaş bir samurayın ekmeğidir ve ondan geçimini sağlamaktadır. Bugün de terör veya başka isimlerle yaratılan korku projeleri sayesinde Amerika gibi bazı ülkeler varoluşlarını sürdürebilmektedir. Dolayısıyla ortada bir kargaşa ve kaos yoksa onun üzerinden rant sağlayan mühendisler aç kalacaktır, bunun önüne geçmek için de bu ihtiyaç için çeşitli manipülasyonlara gidilebilmektedir. Bu taktik dost düşman herkes tarafından uygulandığı bir gerçek.

Japonya'da bu değişim hareketi elbette bizim kırmızı çizgilerimizin pembeleşmesi kadar sakin geçmedi. Çünkü Japonya'da hakim olan bir kapalı medeniyet söz konusudur, daha doğrusu dışarıya açık ama dışarının Japonya'ya kapalı olduğu bir medeniyet vardır. Bu sebeple en basit görünen adetler bile orada çok büyük ölçülerde yaptırımlar gerektirebilir.

Buraya kadar filmin tarihsel zeminin neresine oturduğuna değindik. Filmin heyecanını kaçırmamak için üzerinde fazla teknik detaylara girmeyeceğim.

Genel olarak film bir itiraz filmidir. Bunun neye itiraz olduğu size kalmış, ister sisteme itiraz olarak algılarsınız, isterseniz kadere veya insanın kendisine. Çok da birbirinden farklı hedefler olmadığı ortada itiraz istikametlerinin. Yapılan modernizasyon ve barış döneminin bu alanda ekmek yiyen insanlar için ne derece bir yıkım olduğunu göstermektedir.

İnsanların ekmek yedikleri teklenerini alıp yerine ikame edecek bir alan verilmediği taktirde bir etikten söz etmek olanaksızdır. Etik karnı tok olan bireyler içindir, aç bırakılan sınıflar suça eğilim gösterecektir. Bunlardan ahlaki davranış beklemek aptalcadır. Seppuku'da samuraylık kurumu altüst edilmekte, filmin hikayesi ile çekildiği dönem aynı olsaydı eğer, kesinlikle Kobayashi de dahil bütün ekip idam edilebilirdi.

Kısacası, insanlığın temel ihtiyaçları (yemek, barınma, sağlık vb) elinden alınırsa, ne kadar onurlu ve güçlü olursa olsun karşısında hiçbir felsefe, din veya siyaset duramaz. İnsanlığın onuru giden bir yerde samuraylık onurundan söz edilemez.

Diğer bir yönden filmin detaylarını daha iyi kavrayabilmek için, samuraylık üzerine bazı temel prensiplere vakıf olmak gerekiyor. Bu konuda Tsunetomo Yamamoto'nun "Hagakure: Saklı Yapraklar Mücadele, Şeref ve Sadakat" adlı kitabını tavsiye ediyorum.

Filmin uluslararası ismi "Harakiri" olsa da "Seppuku" daha doğru bir kelimedir. Çünkü harakiri bir intihardır ve intihar onursuz bir davranıştır. Seppuku ise belirli ritüellere ait bir onurlandırma törenidir. Yani herkes seppuku hakkına sahip değildir, klan beyi veya üstünde bir amir tarafından müsadeye tabidir. Harakiri'de tamamlayıcı denen, bıçağı sokup iç organları dışarı çıkarttığınızda kafanızı kesecek bir yoldaşınız yoktur. Seppuku'da siz bu kişiyi belirlemekte özgürsünüzdür, ölümü hızlandırmak ve acı çekmemek amacıyla bu gerekmektedir. Harakiri'de tamamlayıcı olmadığından dolayı ölüm daha acılı ve uzun sürmekte, bu yüzden hızlandırmak için soldan sağa doğru kesildikten sonra bir hamle de yukarıya doğru yapılır. Hara\=karın ve Kiri\=kesmek kelimelerinin birleşiminden oluşur Japonca'da.

Samuray ölmek için gelmiştir dünyaya, herhangi bir isyana karışması düşünülemez. Ama insanların canlarına tak ettiği zamanlar olmaktadır, Çin'deki Budist keşişlerin doğasına ne kadar aykırı da olsa isyan, bir şekilde tetiklenebiliyor dogmalar.

Filmi bu alanda ilgili olan veya olmayan herkesin izlemesini tavsiye ederim. Herkes bir şekilde günümüze dair yansımalar görecektir.


* Işık, Zafer (2011). Ekmeği Olmayandan Ahlâk Sorulmaz. Haber 10 Sitesi